2
Temmuz 2013 Salı
DOĞA VE DENGE
Doğada her şey denge
üzerine kurulmuştur ve aslına dönmek üzere programlanmıştır. Elektrik de öyle.
Elektriği dengeli dağıtmazsanız, üç fazdan alır nötrden kaybedersiniz.
Bilindiği gibi üç fazlı sistemlerde, fazlara dengeli yük dağıtımı yapılmazsa,
nötrden akım geçer. Bu akım dengesizlik nispetinde büyük olur. Nötrden geçen
akım kayıp akımdır. Güç kaybıdır. Enerji kaybıdır. Bu kayıp çoğalınca sizi
çarpabilir. Yangınlara sebep olabilir.
Doğaya bakalım. Her
mevsimin bir işlevi vardır. Bahar olur ağaçlar yeşerir, yapraklanır. Güzün
yapraklar sararır ve dökülür. Toprakta ağaçların beslenmesi için gübre olur.
Kendi kendini besler. Aslına döner. Kışın toprak karla kaplanır. Uykuya dalar
yaza dinlenmiş olarak kalkmak için.
Yeşil yapraklar
oksijen verir. Karbondioksit alırlar. İnsanlar da solunum yaparken oksijen alır
karbon dioksit verirler. Yani insanlarla ağaçlar arasında doğal bir denge
vardır. Bu denge insan yaşamını sağlıklı kılmak içindir.
Bu dengeyi bozarsanız,
hastalıklar baş gösterir. Ölümler çoğalır. Bozduğunuz doğal denge sizi ölüme
götürür. Aslınıza dönmek zorunda kalırsınız. Ancak aslınızın sizi kabulü
zorlaşır. Çünkü siz doğadaki dengeyi bozmuş, insanların yaşamını tehlikeye
sokmuşsunuz.
Belki de siz ateşe
sürülmeyi hak etmişsinizdir.
Bahar gelince
yeşillenen meyve ağaçları çiçek açar, rüzgâr eser çiçekten çiçeğe tohum
taşıyarak döllen mesini sağlar. Baharın ağaçlar tomurcuklanır meyve vermeye
başlar. Çiçekler meyve olur. Yazın olgunlaşırlar İnsanlar ve hayvanlar için
nimet olur beslenmelerine yarar. Toplanamayan olgunlaşmış meyveler, ağacın
dibine düşer gene gübre olur kendini besler. Aslına döner.
ÇEVRE BİLİNCİ…
İnsanı hayatta motive eden ve yapması gereken işleri onun için
kolaylaştıran önemli unsurlardan biri de dindir. İnsanlığın önünde bir ışık
olan Yüce dinimiz İslam, sadece inanç ve ibadet konularında bizlere bir takım
görevler yükleyip, hayatın diğer alanlarını başıboş bıraktığı düşünülmemelidir.
İslam insan hayatının her yönüyle ilgili emirler, tavsiyeler ve uyarılar
yapmaktadır.
Allah c.c insanı en güzel bir şekilde yaratmış ve güzel olan şeyleri de ona emanet etmiştir. Çevrede bu güzel emanetlerden bir tanesidir. İnsan, yaşadığı ortamın kirliliği veya temizliği oranında değer kazanır. ‘Aslan yatağından belli olur.’ atasözü bunun veciz bir şekilde ifadesidir. İçinde hayat bulduğumuz çevrenin inşası ve korunması en az iç âlemimizin temizliği ve berraklığı kadar önemlidir. Dış âlemimiz iç dünyamızın yansımasıdır. Durum böyle olunca dış dünyamıza verdiğimiz ehemmiyet iç dünyamızın dolayısıyla iman mertebemizin tezahürüdür
Kâinat, Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren ve Allah’ın belli bir gaye için yarattığı eserler bütünüdür. Allah hiçbir şey boşuna yaratmamıştır. Tabiatta her varlığın bir görevi ve görevine paralel değeri vardır. Kur’an-ı Kerim yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız bütün varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığından beyan ederken (Kamer 54/49), insanın tabiattan faydalanma esnasında bu ölçü ve dengeyi bozmaması gerektiğine de dikkat çekmektedir (Rahman 55/7-12). Ölçülü ve dengeli biçimde tabiatı kullanmak, insanın mümkün olan en uzun sürede tabiattan faydalanması sonucunu doğuracaktır.
Başlangıcından itibaren kıyamete kadar insanlık tabiatta olanı kullanacak, ondan faydalanacak ve hayatı için gerekli olan şeyleri elbette ki ondan çıkaracaktır. Ancak tabiattaki maddelerden bir kısmı hemen kullanıma uygun olup, pek çok madde ise ham halde bulunur. Ham halde bulunanlar ise üretim mekanizmalarından geçirilerek kullanıma uygun duruma getirilir. Bu yüzden insan, ihtiyacı olan pek çok şeyi üretmek zorundadır. Ama üretme, aynı zamanda tabiatta olanı tüketmek demektir. Bu yüzden tüketirken olduğu kadar üretirken de dikkatli olmak gerekmektedir. Tabiatta olanı tüketirken dikkat etmemiz gereken çok önemli bir husus vardır ki o da ekolojik denge dediğimiz tabiatın düzenine zarar vermemektir. Fakat ne yazık ki insanoğlu çoğu zaman bundan gaflet içindedir. Yapıp ettiği icraatlarda doğal çevreye zararlar vermekte, akıl almaz tahribatlar yapmaktadır. Şu iyice bilinmelidir ki, çevreye zarar vermekle insanoğlu aslında bindiği dalı kesmektedir.
Doğanın sorumsuzca tahrip edilmesi, çevrenin umursamaz bir tavırla kirletilmesi, tabiattaki sınırlı şeylerin hor kullanılması, tam bir mirasyedi tutumudur. Kendi kazanmadığını çarçur eden mirasyedi nasıl ki bir süre sonra eli boş ve perişan bir durumda kalırsa, çevreyi düşüncesizce tahrip edip kirletenler de kendi yaptıklarının cezası olarak yaşanmaz bir dünyanın içinde kendilerini bulacaklardır. Kur’an-ı Kerim de insanlara isabet eden bir kısım musibetlerin kendi yaptıklarının bir sonucu hatta “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettiklerinin bir sonucu olarak yeryüzünde bozulma başladı. Belki dönerler diye Allah (c.c.) yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır” (Rum 30/41) ayetiyle yaptıklarının bir cezası olduğunu vurgulamaktadır.
İslam, Müslümanlara bütün varlıklara saygı duymayı, onların hayat hakkına ilişmemeyi öğretmektedir. Buradan hareketle Müslümanların çevreyi sorumsuzca tahrip etmeyeceğini/edemeyeceğini, tabiatı bilinçsizce kullanmayacağını/kullanamayacağını söyleyebiliriz. Bu husus, çevre bilincinin oluşması açısından önemli bir noktadır. Bu bilinci alan bir kimsenin çevreyle ilişkisi de ona göre ölçülü olacaktır. En azından çevresindeki varlıkları kendisinin dost ve yardımcıları görecektir. Onlardan faydalanırken dengeyi bozmamaya dikkat edecektir.
Mahmut AYİK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder