5 Şubat 2014 Çarşamba

Yalanı anlamanın yolları

Yalanı anlamanın yolları

Yalan söylemek ince iştir, yalanı yakalamak daha da hassas bir iştir. Yalan söyleyen kişileri kimi zaman vücut dili, kim zaman da tutarsızlığı ele verir. İşte vücut dilinden bir insanın yalan konuşup konuşmadığını anlama yöntemleri..

1.Dinle ve gör
Elbette ki listedeki tüm bu öneriler kişisel görüşten ibarettir. Çünkü karşınızdaki insanı en iyi siz tanırsınız. Dolayısıyla onda olağan dışı bir durum gördüğünüzde hemen bir düşünün. Fakat eğer onu çok iyi tanımıyorsanız işler değişebilir. O zaman anlatılanları iyice dinlemeye başlayın, çünkü yalan konuşan insanlar dikkatin üstlerine toplanmasından hoşnut olmazlar ve bir şekilde kendilerini ele verirler. O yüzden karşınızdakileri iyi dinleyin. Göz kontağını, iyi bir dinleyici olmayı ve onları yakından izlemeyi unutmayın.

2. Bir kez daha söyletme kuralı
Birinin yalan konuşup konuşmadığını anlamanın en iyi yollarından bir diğeri de ona defalarca aynı soruyu sorup onu test etmektir. Suçluları araştırırken polisler bile hemen hemen bir çok kez bu yöntemi kullanırlar. Konu hakkında oldukça belirli ve daha küçük detayları anlayabilmek için soracağınız sorular ise işinizi daha da kolaylaştırır.

3. Tuzluğun arkasına saklanmak
Yalan konuşan insan konuşurken aranıza muhakkak bir şeyler koymaya çalışır. Masada otururken aranıza bir tuzluk koyması bile size karşı bir bariyer inşa ettiği anlamına gelir. Sizden uzaklaşırken yalanını anlayamayacağınızı düşünür. İşte bu da yalan konuşan birini anlamanın en iyi yollarından biridir.

4. Konuyu değiştirmek
Bu yöntem iki ayrı şekilde gerçekleşebilir. Birincisinde yalan söyleyen kişi konuyu değiştirmeye kalkışır. İkinci yöntemde ise siz konuyu değiştirebilirsiniz’ Eğer ki siz konuyu değiştirdiğinizde karşınızdaki oldukça mutluysa bu da yalan söylediğine dair bir işaret olabilir.

5. Kelime oyunları ve yüksek ses
Bu tür durumlarda kişiler uzun cümleler kurmaya daha da meyillidir. Kısa bir ‘hayır’ cevabı yerine lafı uzattıkça uzatırlar. Hatta uzun cümleler kurarken de bunları yüksek sesle dile getirip kelimeleri yutarak telaffuz ederler.

6. İpler sizin elinizde
Yalan konuşan insanların sürekli rahatsız davranışlar içinde bulunduğunu söylemiştik ve eğer konuşurken olayı hemen kapatmak istiyorlarsa bunu da yalan konuştuğunun işareti olarak görebileceğinizi belirtmiştik. Ancak eğer daha da emin olmak istiyorsanız, ona daha fazla soru sormaya başlayın. Eğer ‘Yoksa bana inanmıyor musun?’ gibi bir cevap geliyorsa o zaman eşiniz ya da çocuğunuz yalan konuşuyor olabilir.

7. Detaylardaki şeytan
Konuşurken karşınızdakinin sizlere verdiği detaylar ne kadar fazlaysa siz de o kadar korkmalısınız. Genellikle yalancılar olayı hemen atlamak için belli belirsiz ve karışık açıklamalar verseler bile, kimileri de bu türlü yolları kullanırlar. Eğer karşınızdaki kişi konuşurken detay vermekten kaçınıyorsa, durup bir kez daha düşünmeye ne dersiniz?

8. Sızlanma
Yalancılar sürekli şikâyet ederler. Söyledikleri yalanları örtbas etmek ve onların doğruluğunu kanıtlamak için ne kadar acı çektiklerini, şikâyet yoluyla ve mızmızlanarak dile getiriler.

9. Kaşınma eğilimi gösterirler
Yalan konuşanların çoğu kendilerini rahatsız hissederler. Bu konuda ne kadar deneyimli olursa olsunlar muhakkak bir şekilde yine açık verirler. Konuyu hemen kapatmayı düşünürler ya da elleriyle sürekli bir şeylerle oynarlar. Genellikle ayaklarını kaşımaya ya da onları amaçsızca oynatmaya başlarlar.

10. Sol beyin, sağ göz
Beynin sağ ve sol taraflarının farklı işlevlerinin olduğunu duymuşsunuzdur. Bir taraf yaratıcılığın kullanılmasında bizlere yardımcı olurken, diğer taraf matematiksel analizlerin yapılmasında etkilidir. Bu durumda yalan söylemek beynin yaratıcı kısmının yani sağ tarafın işlevlerinden biridir. Yalanı ortaya çıkarmak için biriyle konuşurken muhakkak onunla göz kontağı kurmalısınız, çünkü göz hareketleriyle karşınızdakinin beyninin hangi tarafını kullandığını anlayabilirsiniz. Eğer ki sağ göz sürekli kırpılıyorsa dikkatli olma zamanıdır.


11 Temmuz 2013 Perşembe

Doğa ve Denge



2 Temmuz 2013 Salı


 

DOĞA VE DENGE

 

Doğada her şey denge üzerine kurulmuştur ve aslına dönmek üzere programlanmıştır. Elektrik de öyle. Elektriği dengeli dağıtmazsanız, üç fazdan alır nötrden kaybedersiniz. Bilindiği gibi üç fazlı sistemlerde, fazlara dengeli yük dağıtımı yapılmazsa, nötrden akım geçer. Bu akım dengesizlik nispetinde büyük olur. Nötrden geçen akım kayıp akımdır. Güç kaybıdır. Enerji kaybıdır. Bu kayıp çoğalınca sizi çarpabilir. Yangınlara sebep olabilir.

 

Doğaya bakalım. Her mevsimin bir işlevi vardır. Bahar olur ağaçlar yeşerir, yapraklanır. Güzün yapraklar sararır ve dökülür. Toprakta ağaçların beslenmesi için gübre olur. Kendi kendini besler. Aslına döner. Kışın toprak karla kaplanır. Uykuya dalar yaza dinlenmiş olarak kalkmak için.

 

Yeşil yapraklar oksijen verir. Karbondioksit alırlar. İnsanlar da solunum yaparken oksijen alır karbon dioksit verirler. Yani insanlarla ağaçlar arasında doğal bir denge vardır. Bu denge insan yaşamını sağlıklı kılmak içindir.

 

Bu dengeyi bozarsanız, hastalıklar baş gösterir. Ölümler çoğalır. Bozduğunuz doğal denge sizi ölüme götürür. Aslınıza dönmek zorunda kalırsınız. Ancak aslınızın sizi kabulü zorlaşır. Çünkü siz doğadaki dengeyi bozmuş, insanların yaşamını tehlikeye sokmuşsunuz.

 

Belki de siz ateşe sürülmeyi hak etmişsinizdir.

 

Bahar gelince yeşillenen meyve ağaçları çiçek açar, rüzgâr eser çiçekten çiçeğe tohum taşıyarak döllen mesini sağlar. Baharın ağaçlar tomurcuklanır meyve vermeye başlar. Çiçekler meyve olur. Yazın olgunlaşırlar İnsanlar ve hayvanlar için nimet olur beslenmelerine yarar. Toplanamayan olgunlaşmış meyveler, ağacın dibine düşer gene gübre olur kendini besler. Aslına döner.




 

ÇEVRE BİLİNCİ…

 

İnsanı hayatta motive eden ve yapması gereken işleri onun için kolaylaştıran önemli unsurlardan biri de dindir. İnsanlığın önünde bir ışık olan Yüce dinimiz İslam, sadece inanç ve ibadet konularında bizlere bir takım görevler yükleyip, hayatın diğer alanlarını başıboş bıraktığı düşünülmemelidir. İslam insan hayatının her yönüyle ilgili emirler, tavsiyeler ve uyarılar yapmaktadır.

 


Allah c.c insanı en güzel bir şekilde yaratmış ve güzel olan şeyleri de ona emanet etmiştir. Çevrede bu güzel emanetlerden bir tanesidir. İnsan, yaşadığı ortamın kirliliği veya temizliği oranında değer kazanır. ‘Aslan yatağından belli olur.’ atasözü bunun veciz bir şekilde ifadesidir. İçinde hayat bulduğumuz çevrenin inşası ve korunması en az iç âlemimizin temizliği ve berraklığı kadar önemlidir. Dış âlemimiz iç dünyamızın yansımasıdır. Durum böyle olunca dış dünyamıza verdiğimiz ehemmiyet iç dünyamızın dolayısıyla iman mertebemizin tezahürüdür

 


Kâinat, Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren ve Allah’ın belli bir gaye için yarattığı eserler bütünüdür. Allah hiçbir şey boşuna yaratmamıştır. Tabiatta her varlığın bir görevi ve görevine paralel değeri vardır. Kur’an-ı Kerim yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız bütün varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığından beyan ederken (Kamer 54/49), insanın tabiattan faydalanma esnasında bu ölçü ve dengeyi bozmaması gerektiğine de dikkat çekmektedir (Rahman 55/7-12). Ölçülü ve dengeli biçimde tabiatı kullanmak, insanın mümkün olan en uzun sürede tabiattan faydalanması sonucunu doğuracaktır.

 


Başlangıcından itibaren kıyamete kadar insanlık tabiatta olanı kullanacak, ondan faydalanacak ve hayatı için gerekli olan şeyleri elbette ki ondan çıkaracaktır. Ancak tabiattaki maddelerden bir kısmı hemen kullanıma uygun olup, pek çok madde ise ham halde bulunur. Ham halde bulunanlar ise üretim mekanizmalarından geçirilerek kullanıma uygun duruma getirilir. Bu yüzden insan, ihtiyacı olan pek çok şeyi üretmek zorundadır. Ama üretme, aynı zamanda tabiatta olanı tüketmek demektir. Bu yüzden tüketirken olduğu kadar üretirken de dikkatli olmak gerekmektedir. Tabiatta olanı tüketirken dikkat etmemiz gereken çok önemli bir husus vardır ki o da ekolojik denge dediğimiz tabiatın düzenine zarar vermemektir. Fakat ne yazık ki insanoğlu çoğu zaman bundan gaflet içindedir. Yapıp ettiği icraatlarda doğal çevreye zararlar vermekte, akıl almaz tahribatlar yapmaktadır. Şu iyice bilinmelidir ki, çevreye zarar vermekle insanoğlu aslında bindiği dalı kesmektedir.

 


Doğanın sorumsuzca tahrip edilmesi, çevrenin umursamaz bir tavırla kirletilmesi, tabiattaki sınırlı şeylerin hor kullanılması, tam bir mirasyedi tutumudur. Kendi kazanmadığını çarçur eden mirasyedi nasıl ki bir süre sonra eli boş ve perişan bir durumda kalırsa, çevreyi düşüncesizce tahrip edip kirletenler de kendi yaptıklarının cezası olarak yaşanmaz bir dünyanın içinde kendilerini bulacaklardır. Kur’an-ı Kerim de insanlara isabet eden bir kısım musibetlerin kendi yaptıklarının bir sonucu hatta “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettiklerinin bir sonucu olarak yeryüzünde bozulma başladı. Belki dönerler diye Allah (c.c.) yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır” (Rum 30/41) ayetiyle yaptıklarının bir cezası olduğunu vurgulamaktadır.

 


İslam, Müslümanlara bütün varlıklara saygı duymayı, onların hayat hakkına ilişmemeyi öğretmektedir. Buradan hareketle Müslümanların çevreyi sorumsuzca tahrip etmeyeceğini/edemeyeceğini, tabiatı bilinçsizce kullanmayacağını/kullanamayacağını söyleyebiliriz. Bu husus, çevre bilincinin oluşması açısından önemli bir noktadır. Bu bilinci alan bir kimsenin çevreyle ilişkisi de ona göre ölçülü olacaktır. En azından çevresindeki varlıkları kendisinin dost ve yardımcıları görecektir. Onlardan faydalanırken dengeyi bozmamaya dikkat edecektir.

 


Mahmut AYİK